top of page

Düşünmek Öğretilir mi? Çocuklara Öğretilmeli mi?

  • 10 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Çocuklarla felsefe çalışan biri olarak sıklıkla üç soruyla karşılaşıyorum: Düşünmek öğretilir mi? Çocuklara düşünmeyi öğretebilir miyiz? Çocuklara erken yaşta düşünmeyi öğretmek doğru mudur? Bu sorular birbirini takip ettiği için sırasıyla cevaplamak isterim.


Sınıfta masada kitap okuyan anne ve küçük kız; kız sayfayı işaret ediyor, birlikte odaklanmışlar.

Düşünmek Öğretilir mi?

Bu sorunun kaynağında şöyle bir varsayım var: "İnsanlar zaten düşünür, bunu öğretmeye gerek yok ki." Bu kısmen doğru; insan sürekli düşünür, hatta hiçbir şey yapmazken bile zihni aktiftir. Ama düşünmek o kadar kendiliğinden gerçekleşir ki, çoğu zaman ne düşündüğümüzü ve nasıl düşündüğümüzü fark etmeyiz bile. Oysa neyi nasıl düşündüğümüzü fark etmek ve bunun üzerine düşünmek de mümkündür. Biz buna yansıtıcı düşünme deriz. Yansıtıcı düşünme kendiliğinden gerçekleşmez, öğrenilir. Dolayısıyla cevabım şöyle: Evet, düşünmek öğretilir.


Ama bu öğrenme, geleneksel öğreten-öğrenen ilişkisi içinde değil, birlikte ve sürekli öğrenenlerin ilişkisi içinde gerçekleşir. Biz P4C oturumlarında öğretene kolaylaştırıcı, öğrenenlere soruşturan topluluk diyoruz. Kolaylaştırıcı, sorularla tartışmaya katılırken öğrenenlerin fikirlerini dikkatle dinler ve düşünmelerini derinleştirecek yeni sorular üretir. Kendisi de tartışmanın aktif bir parçasıdır, hazır cevap taşıyan biri değil.


Çocuklara Düşünmeyi Öğretebilir miyiz?

Evet, kesinlikle. Çocuklarla yürütülen bir felsefi soruşturmada bir sorunu bir hikâye eşliğinde ortaya koyarız. Hikâye bize bir bağlam sunar; içinde bir sorun, bir çatışma, akla uygun olmayan bir durum vardır. Kesin ve değişmez bir cevabın değil, bağlam içinde değerlendirilmesi gereken bir sorunun peşindeyizdir. Çocuklar tam da bu yüzden sorgulamaya başlarlar. Örneğin kötülük kavramının tartışıldığı bir oturumda, kolaylaştırıcı çocuklara kötülüğün tanımını öğretmeyi amaçlamaz. Hikâyenin sunduğu bağlam içinde çocukların zihninin özgürce dolaşmasına, kavramı kendilerinin sorgulamasına izin verir.


Çocuklara Erken Yaşta Düşünmeyi Öğretmek Doğru mudur?

Bu soru genelde şu endişeden doğar: Çocukları erken yaşta büyük yaşam sorularına davet etmek onlara zarar vermez mi, masumiyetlerini zedelemez mi? Bu endişenin altında mitleştirilmiş bir çocukluk algısı vardır. Saf, masum, hayalci çocuk. Oysa pek çok çocuk doğduğu andan itibaren zor durumlarla karşılaşır. Kayıp, boşanma, akran zorbalığı, öğrenme zorluğu… Bunların hiçbirini yaşamasalar bile, neredeyse tüm çocuklar ölümün doğasını üç yaşından itibaren sorgulamaya başlar. Öncelikle aklımızdaki cocukluk mitini gözden geçirebiliriz.

Çocuklar, uygun sorular eşliğinde zor durumlar, etik ve varoluşsal sorular üzerine düşünebilirler. Bu, onlara zarar değil yarar sağlar. Topluluk içinde kendisi gibi düşünenler olduğunu görmek çocuğa "yalnız değilim" duygusunu verirken, farklı düşünenler olduğunu görmek "başka türlü düşünmem de mümkün, değişebilirim" fikrini verir. Ortak bir insanlık durumunu paylaştığını hissetmek, çocuğu varoluşsal yalnızlıktan çıkarır.


Asıl Soru Bizde

Asıl soru, biz büyüklerin (özellikle ebeveynler ve öğretmenler olarak) çocukların düşünme sürecine nasıl eşlik edeceğimizi bilip bilmediğimizdir. Önce büyük sorular üzerine düşünmeyi bizim öğrenmemiz, bunu yapacak kadar cesur, açık ve esnek olmamız gerekir. Bizim zihniyet dönüşümümüz, çocukların düşünmeyi öğrenmesini sağlayacak temel unsurlardan biridir.


Tüm çalışmalarımızı buradan inceleyebilrisiniz.


Dr. Özge Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe mezunu, LTS Eğitim'in (Little Thinkers Society) kurucusu ve 2016'dan beri P4C eğitmeni.

Yorumlar


bottom of page