Eleştirel Düşünme ile Yansıtıcı Düşünme Arasındaki Fark Nedir?
Eleştirel düşünmeyi pek çok ders aracılığıyla öğretebiliriz. Mesela matematik ya da fizik dersinde bir sorunu çözmenin farklı yollarını bulmak üzere çocukları grup halinde düşünmeye davet edebiliriz. Ama yansıtıcı düşünmeden bahsediyorsak orada felsefe ve edebiyatın hakkını vermemiz gerekir. Çünkü meselemiz artık yalnızca sorun çözmek değil, anlamaktır.
Eleştirel (critical) düşünme, temelde bir değerlendirme faaliyetidir. Bir iddiaya, argümana, kanıta yöneliktir: Bu doğru mu? Bu çıkarım geçerli mi? Bu kaynak güvenilir mi? Odak noktası dışarıdaki bir şeydir: bir metin, bir iddia, başkasının (ya da kendi) argümanı. Standartları vardır: tutarlılık, kanıt yeterliliği, mantıksal geçerlilik, önyargıların fark edilmesi. Lipman'ın "iyi muhakeme" (good judgement) vurgusu buraya oturur.
Yansıtıcı (reflective) düşünme ise daha çok süreç ve benlikle ilgilidir. Dewey'nin klasik tanımına dönersek, bir inancı ya da bilgi biçimini, onu destekleyen temeller ve varacağı sonuçlar ışığında aktif, sürekli ve dikkatli biçimde ele almak. Burada odak, "Ben nasıl düşünüyorum, neden böyle düşünüyorum, bu düşünme biçimim deneyimimi nasıl şekillendiriyor, gelecek deneyimleri nasıl etkiler?" sorularına kayar. Metakognitif bir boyutu vardır, yani düşünme hakkında düşünmektir.

Eleştirel ve Yansıtıcı Düşünme Arasındaki İlişki
Eleştirel düşünme, yansıtıcı düşünmenin bir bileşeni olarak görülebilir. Yansıtıcı düşünme şemsiye kavram, eleştirel düşünme onun analitik/değerlendirici kolu.
Başka bir ifadeyle, eleştirel düşünme bir beceri setiyken, yansıtıcı düşünme bir tutum/disiplindir. Eleştirel düşünmeyi ne zaman, nasıl, hangi amaçla uygulayacağını belirleyen üst-katman.
P4C bağlamında pratik fark şurada ortaya çıkar. Çocuklara sadece "Bu argüman geçerli mi?" diye sormak eleştirel düşünmeyi çalıştırır. "Bu konuda neden bu şekilde düşünüyorum, düşüncem nereden geliyor?" diye sormak yansıtıcı düşünmeyi çalıştırır. Yansıtıcı düşünme yalnızca eleştirel düşünmeyi değil, aynı zamanda özen gösteren (caring), yaratıcı (creative) ve birlikte çalışan (collaborative) düşünmeyi de kapsarsa Lipman'ın dörtlü şemasındaki bütünlüğe yaklaşılır.
Kapanış mı, Açılış mı?
İki düşünme biçimi arasındaki farkı şu açıdan da ele alabiliriz. Eleştirel düşünmede çözüm isteği, düşünceyi bir kapanışa doğru götürür; argüman ya geçerli ya değil, sorun ya çözülüyor ya çözülmüyor. Hedef belirli. Yansıtıcı düşünmedeki anlama isteği ise tam tersine bir açılma; düşünce kapanmıyor, katman katman açılıyor. Her yeni anlam bir öncekini iptal etmiyor, yanına ekleniyor, böylece düşünceyi inceltiyor. Birincisi bir bilim insanı soğukkanlılığı, ikincisi derine inen, sezgisi keskin bir dedektifin merakıdır.
Şöyle bir risk de var tabi, yansıtıcı düşünmenin içinde kaybolmak. Sonsuz anlam katmanlaması, bir noktada eyleme geçmeyi, karar vermeyi engelleyebilir. Eleştirel düşünmenin soğukkanlılığı belki de bu kaybolmaya karşı bir çapa işlevi görür. "Tamam, katmanları gördün, şimdi bir yere basman lazım" diyen ses. Yani ikisi aslında birbirini frenleyen/dengeleyen bir çift gibi de okunabilir. Eleştirel düşünme tek başına fazla soğukkanlı ve yüzeyde kalır, yansıtıcı düşünme tek başına derinleşir ama derinlerde kaybolup yüzeye çıkamama riskini taşır.
Daha fazlasını öğrenmek için P4C Uygulayıcı Eğitimi programımıza göz atabilirsiniz.
Dr. Özge Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe mezunu, LTS Eğitim'in (Little Thinkers Society) kurucusu ve 2016'dan beri P4C eğitmeni.


Yorumlar