Çocuğun Büyümesine Eşlik Etmek
Güncelleme tarihi: 10 Ağu
Dilimizde "çocuk yetiştirmek" diye bir deyim vardır. Bu deyimi en çok ebeveynlerin ve öğretmenlerin ağzından duyarız. Çocukla ilişkisini ilk olarak bu deyimle tanımlayan bir ebeveyn ya da öğretmen çocuğu nasıl algılıyordur? Bunun üzerine birlikte düşünelim mi?

"Yetiştirmek" Nedir?
Önce "yetiştirmek" sözcüğüne bakarak başlayalım. İlk örnek: birini uçağa ya da trene yetiştirmek; hareketin sonunda ulaşılmak istenen belirlenmiş bir hedef var. İkinci örnek: elindeki bir işi belli bir tarihe yetiştirmek; eylemin sonunda bir işi zamanında bitirmek var. Üçüncü örnek: balık ya da domates yetiştirmek; işin sonunda bir hayvan ya da bitkiyi uygun koşullarda büyütüp bir ürün haline getirmek var. Dördüncü örnek: birilerine çay kahve yetiştirmek; hizmetin sonunda birinin arzuladığı bir şeyi eksiksiz sunmak var.
Yetiştiren ve Yetiştirilen
Bu örneklere baktığımızda "yetiştirmek" sözcüğünün farklı kullanımlarında ortak bir nitelik görürüz: her kullanımda aktif bir "yetiştiren" ile pasif bir "yetiştirilen" vardır. Yetiştirilen, yetiştirenin işi, görevi, sorumluluğu olan bir nesne gibi konumlanır. "Çocuk yetiştirmek" deyiminin içinde de böyle bir anlam gizliyse, ortada çocuğu nasıl yetiştireceğine karar veren aktif bir yetişkin ile kaderi o kişinin vizyonuna kalmış pasif bir çocuk vardır.
Bir Hedefe Zamanında Ulaştırmak
"Yetiştirmek" sözcüğünün kullanımında belirlenmiş bir hedefe zamanında ulaştırma fikri de var. "Çocuk yetiştirmek" deyiminde bu anlam gizliyse, çocuk şu yaşta şu bilgi, beceri ya da statüye ulaştığında yetişmiştir ve iş tamamlanmıştır diyebiliriz. Öyleyse çocuğun bireysel farklılığı ve yaşam tercihleri göz ardı edilir; hedefe taşınan çocuk için sonrasında büyüme ve öğrenmenin yolu kapanır.
Başkalarının Arzusuna Uygun Hale Getirmek
"Yetiştirmek" sözcüğünün bir başka ortak niteliği, yetiştirenin yetiştirileni başkalarının arzularına uygun şekilde biçimlendirip bir ürün gibi onların hizmetine sunmasıdır. Kimdir başkaları? Aileye, topluma, iş dünyasına, devlete uygun yetiştirilen, hatta tam da bu şekilde yetiştirilerek onların varlığı içinde eriyecek kişilerden mi bahsediyoruz?
Birey mi, Toplum mu?
Çocukların büyümesi ya da eğitimi söz konusu olduğunda, varoluşumuzdaki ikilemin yarattığı soruyla karşılaşırız: kişi nereye kadar kendisi olacak, nereye kadar içinde yaşadığı dünyaya uyumlanacak? "Çocuk yetiştirmek" deyimine bakınca, çocukla ilişkisini bu deyimle tanımlayan bir yetişkinin öncelik sırasında başkalarının ve toplumun geldiğini söylemek mümkün. Bunun sonucunda ebeveyn ya da öğretmen, çocuğun özgürlüğünü ve kendini gerçekleştirme arzusunu yerleşmiş düzene feda edebilir.
Hepimiz Sürekli Büyüyoruz
Ebeveyn ya da öğretmenler için "çocuk yetiştirmek" yerine "çocuğun büyüyüp serpilmesine eşlik etmek" ifadesini önermek isterim. Çünkü yetişkinler ve çocuklar olarak hepimiz sürekli büyüyoruz, hiçbirimiz hiçbir şeye yetişmiyoruz. Felsefeci ve eğitimbilimci John Dewey'in dediği gibi: "Büyüme ihtiyacı, ki buna olgun olmama hâli diyebiliriz, olumsuz bir oluş hâli değildir." Ne büyükler ne çocuklar olgundur. Olgun olmama hâli, bizi sürekli büyüyen ve öğrenen olmaya taşıması itibariyle olumlu bir hâl. "Yetiştim" ya da "yetişkin oldum" dediğimizde, büyümeyi ve öğrenmeyi tamamladığımızı da söyleriz. Bu da bizi stabil, donuk bir varoluşun içine çeker. “Yetişmemiş" olanla aramızda diyaloğa dayalı bir ilişki geliştirmeye değil, yönetmeye dayalı bir güç ilişkisi kurmaya da çekebilir.
Hepimizin hareketli, canlı ve yaratıcı kişiler olarak büyüdüğünü ve bu süreçte birbirimizin büyüyüp serpilmesine eşlik ettiğini kabul etmek, yalnızca çocuklar için değil, biz ebeveynler ve öğretmenler için de özgürleştirici ve rahatlatıcı bir hâl olacaktır.
Ebeveynlik ya da öğretmenlikte bu yaklaşımı derinleştirmek isterseniz Mentorluk programımıza göz atabilirsiniz.
Dr. Özge Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe mezunu, LTS Eğitim’in (Little Thinkers Society) kurucusu ve 2016’dan beri P4C eğitmeni.



Yorumlar