top of page

Yaratma Cesareti: Rollo May’e Göre Yaratıcılığın Doğası

29 Ağu
2 dakikada okunur

Varoluşçu psikolojinin öncülerinden Amerikalı düşünür Rollo May, 1975’te, 66 yaşındayken yazdığı Yaratma Cesareti kitabında, eski bir formdan yeni bir forma geçişin doğasını “yaratma cesareti” adını verdiği bir kuramla açıklar. May, yaratıcılığı yalnızca sanatsal ya da bilimsel üretimle sınırlamaz, bir insanın kendi hayatını yaratmasını da bu kapsamda görür.


Siyah beyaz kitaplık önünde gözlüklü yaşlı adamın yakın plan portresi, ciddi bakışlı. Rollo May.
Rollo May

Üç Cesaret Türü

May üç cesaret türünden söz eder. Fiziksel cesaret, yalnızca risk almak ya da şiddet değil, beden duyarlılığının serpilmesi için de kullanılabilir; bedenle düşünen, kendi bedenini ve başkalarının bedenini hisseden, dinleyen bir cesaret biçimi. Moral cesaret, içsel tutarlılıkla bir şeyi savunma cesaretidir. Toplumsal cesaret ise, yaralanma ihtimalini göze alarak birine yakınlaşma cesaretidir.


May’e göre insan, kararlarıyla insan olur, bir karara bağlanışıyla kendisi olur. Yaratıcı cesaret, tam olarak budur: Mevcut bir formdan yeni bir forma geçme kararı.


Yaratıcı Cesaretin Üç Paradoksu

Bu cesaret üç gerilimi aynı anda taşır. İnanç-şüphe gerilimi: Kişi bir karara tüm varlığıyla adanır, ama aynı zamanda yanılıyor olabileceğini de unutmaz. Destek-direnç gerilimi: Cesaret gösteren kişi beklenenin aksine alkışlanmaz, çoğu zaman direnç görür. Ölümlülük-ölümsüzlük gerilimi: Kişi her şeyin sonlu olduğunu kabul eder, ama bunu umutsuzlukla değil yaşam coşkusuyla karşılar. Eski formun bittiğini, yeni formun da bir gün biteceğini bilir, yine de ona bağlanmayı seçer.


Yaratma Cesareti yazılı kapakta, alnına kalem değen düşünceli yaşlı adam çizimi.
Rollo May, Yaratma Cesareti

Yaratıcılığın Doğası: Karşılaşma

May’e göre yaratıcı cesaret bir karşılaşmadan doğar. Henüz adı, biçimi olmayan bir “şey”le, bir yokluğun çağrısıyla karşılaşma. Bu karşılaşma, bilinçdışı yaşantı ile bilinçli çabanın birleştiği yoğun bir andır; Dionysos’un coşkunluğu ile Apollon’un biçimlendiriciliği aynı anda devreye girer Akıldışı değil, akılüstü bir bütünlük. May bunun örneğini Picasso’nun Guernica’sında bulur. O, yalnızca bir resim değil, hem ressamın öfkesinin hem tarihsel bir felaketin içsel bir karşılaşmasıdır. Yaratıcı kişi, May’in deyişiyle, “özne-nesne yırtığını diken bir düzeyde dünyayla karşı karşıyadır.”


Yaratıcılığın Sınırları

May, “İnsanın olanakları sınırsızdır,” savının şevk kırıcı bir aldatmaca olduğunu söyler. Tek sınırın gökyüzü olduğu bir okyanusa salınmak gibi, aslında bir boşluk hissi verir. Oysa yaratıcılık tam olarak sınırlar gerektirir. Yaratıcı edim, insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar. Sınırlara başkaldırmak kaygı ve yabancılaşma getirse de, aynı zamanda kişisel sorumluluk duygusunu ve nihayetinde insan sevgisini de getirir. Otantik, olgun bir sanat eseri ya da kişilik, tam olarak bu sınırlarla mücadeleden doğar. Bu da onları sıradan “ilginç”in ötesine, “büyük”e taşır. May burada Nietzsche’nin amor fati (kaderi sevmek) kavramına gönderme yapar: Bir insanın büyüklüğü, geçmişte, gelecekte, kendi benliğinde hiçbir şeyi başka türlü istememesinde, zorunluluğa yalnızca katlanmak değil onu sevmekte yatar.


Mavi fonda sarı desenli gömlekli Özge Özdemir gülümser; Bu Konuyu Açalım mı? ve Gündelik hayat için felsefe yazıyor.
Özge Özdemir, Bu Konuyu Açalım mı?

Bu yazı, “Bu Konuyu Açalım mı?” podcastimin 3. bölümünden ve bu bölüme eşlik eden canlı seminer içeriğinden uyarlanmıştır. Bölümün tamamını Spotify’da dinleyebilirsiniz.


P4C Uygulayıcı Eğitimi programımıza göz atabilirsiniz.


Dr. Özge Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe mezunu, LTS Eğitim’in (Little Thinkers Society) kurucusu ve 2016’dan beri P4C eğitmeni.

Yorumlar


bottom of page