Evin Bilinçdışı: Ev Bizimle Konuşuyor mu?
Ev, alınan-satılan-kiralanan bir “mülk”ten çok daha fazlasıdır. Fransız psikanalist Alberto Eiguer’in Evin Bilinçdışı kitabına göre ev, benliğimize etki eden, bizi simgeleyen, psikolojik bir varlıktır. Dış habitat (duvarlar, pencereler, kapılar) ile iç habitatımız (ilişkilerimiz, anılarımız, anlatılarımız) arasında bir paralellik kurar.

Evler Bize Ne Anlatır?
Eiguer, psikiyatrik aile ziyaretlerinden aktardığı sahnelerle teoriye somut bir zemin kurar. Kimi zaman karşımıza karışık evler çıkar. Aile içi krizin derinliği oranında evdeki düzensizlik de artar. Her yere saçılmış nesneler, kirlinin temizle, kullanılanın kullanılmayanla karıştığı bir görüntü. Kimi zaman da tam tersi aşırı düzenli evlerle karşılaşırız. Raflar, çekmeceler, kavanozlarla titizlikle düzenlenmiş ama bir yandan da sakinlerini eşyalardan yalıtan, karmaşayı gizleyen bir düzen.
Evin içindeki mobilyalar ve eşyalar da ailenin duygusal ritmine işaret edebilir. Yas tutulan evlerde kaybedilen kişiden izler taşıyan, yerinden oynatılmayan eşyalar gibi. Taşınmalar ise bağlılık ve bağımsızlık arasındaki gerilimi gösterebilir. Bir taşınma bazen bir doğumdur, bazen dünyaya yeniden geliştir. Evdeki değişiklikler ve tadilatlar da içsel huzursuzluğun dışa vurumu olabilir. Sürekli değişen duvar rengi, yıkılan bölmeler, kapatılan balkonlar, sözü edilemeyen çatışmaların sessiz işaretleri.

Ev Bizimle Konuşur
“Duvarların dili olsa da konuşsa” derken aslında sezgisel bir gerçeği ifade ederiz. Eiguer’e göre ev, içinde yaşayanlar gibi ilişkiler ağının bir üyesidir. İnsan olmanın ilk adımı bedenli olmaktır; ama insanı yalnızca “yer kaplayan bir cisim” olmaktan çıkaran şey, düşünme yetisi ve kendilik algısıdır, yani “benlik”. Eiguer, iç ve dış habitat arasında kurduğu bu paralellikle, evin de benzer bir “benliğe” sahip olabileceğini öne sürer.
İki Yaklaşım: Analitik ve Fenomenolojik
Eiguer’in kullandığı yöntem, tanımlar ve mantıksal çıkarımlarla netlik arayan analitik yaklaşımdan çok, bir şeyin nasıl deneyimlendiğine odaklanan fenomenolojik yaklaşıma yakındır. Biri mikroskop gibi netlik ister, diğeri pencere gibi görünüşe kendini açar. Bir sanat eserine, bir doğa manzarasına ya da bir eve verdiğimiz estetik tepki de böyle işler. Yalnızca “güzel” bulmak değildir, bazen rahatsızlık, merak, hayranlık ya da derin bir sarsılmadır. Kendi deneyimlerimiz, kültürümüz ve değerlerimizle karışarak oluşan bir bilinç egzersizidir.
Bu yazı, “Bu Konuyu Açalım mı?” podcastimin 2. bölümünden uyarlanmıştır. Bölümün tamamını Spotify’da dinleyebilirsiniz.
Mentorluk programımıza göz atabilirsiniz.
Dr. Özge Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe mezunu, LTS Eğitim’in (Little Thinkers Society) kurucusu ve 2016’dan beri P4C eğitmeni.




Yorumlar